Soma’daki cinayet kapitalist hırsların eseridir

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası), ve TOKAD Tokat’ta Soma’da yüzlerce işçinin ölümüyle sonuçlanan maden cinayetiyle ilgili bir eylem gerçekleştirdi.

Cumhuriyet Meydanında Eğitim-Sen ile ortak gerçekleştirilen eylemde Soma Kömür İşletmesinde meydana gelen olayın asla bir iş kazası sayılamayacağının altı çizilerek, ihmaller zinciri sonrası yaşanan bir cinayet olduğu belirtildi.

Eylemde basın açıklamasını EĞİTİM İLKE-SEN ve TOKAD adına Sedat ÖZER okudu. Sedat ÖZER, Sadece 2013 yılının ilk 11 ayında Türkiye’de 80 madencinin önlenebilir iş kazaları sebebiyle yaşamını yitirdiğini, Türkiye’nin ILO verilerine göre, Çin’i de geride bırakarak, dünyada madenci ölümlerinde ilk sırada yer aldığını belirtti.

İşçilerin düşük ücretlerle, normal çalışma saatlerinin çok üzerinde çalıştırılarak açıkça ölümün kucağına atıldıklarını savunan ÖZER,”İşçileri sadece maliyet tablosunda bir fazladan bir gider olarak gören kapitalistler, asgari ücretlerle, taşeron uygulamalarla köleleştirdikleri işçilerin acı sonlarını hazırlayarak suçlunun kendileri olduklarını açıkça ilan etmiyorlar mı?”diye sordu.

Sözlerini “Küçücük çocuklarımız yoksul ailelerine katkıda bulunmak için çıktıkları inşaat tepelerinden düşerek; ellerini, kollarını makinelere kaptırarak can veriyorlar! Kadınlarımız, kızlarımız mevsimlik tarım işlerine giderken devrilen minibüslerin altında kalıyor; bedenleri evlerinden çok uzaklarda umutları gibi paramparça oluyor! Maden ocakları, evlerine dönemeyen babaların mezarlarına dönüşüyor! Gurbetçi işçiler zengin sınıflara rezidanslar, alışveriş merkezleri yaparken kış mevsiminin soğuğunu iliklerine kadar hissettikleri naylon çadırlarda ısınmaya çalışırken yanıp kül oluyorlar! Günde 12-13 saat çalıştırılan onca insan her gün tedbirsizlikten, kâr hırslarından dolayı can veriyor.” diye sürdüren Sedat ÖZER, AKP iktidarının emekçilerin haklarını tırpanlayan, onları sendikasızlaştırmayı amaçlayan, taşeron düzeni yerleştiren 12 Eylül rejiminin politikalarını torba yasalarla devam ettirdiğini ve son olarak yasalaştırılmak istenen özel işçi bürolarının modern köleliğin tam ilanı olacağını ifade etti.

Sedat ÖZER konuşmasının sonunda, “Kapitalizme teslim olmaktan vazgeçin; Rabbimizin paylaşımı, adaleti, dayanışmayı, bölüşmeyi öğütleyen çağrısına kulak verin! Sorumluları yargılayın ama sorumluları hep başka yerde aramayın! Çılgınca bir yarış için destek verdiğiniz çevrelerin yaptığı sizin eserinizdir!” çağrısında bulundu ve “Kapitalist hırsların yaktığı insanların hesabını adaletten yana olan insanlar bu dünyada mutlaka soracaktır! Allah’ın yargılaması ise şüphesiz ki daha çetindir!” dedi.

Eylem boyunca “İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor!”, “Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz”, Yaşarken Kölelik, Ölürken Cinayet ” pankartlarının yanı sıra çok sayıda döviz taşındı ve “İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Zulme Karşı Omuz Omuza, Kaza Değil Cinayet Kader Değil Sömürü, Allah Adaleti Emreder, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni” gibi sloganlar atıldı, tekbir getirildi.

Daha sonra oturma eylemi ile basın açıklaması son buldu.

Eylemde okunan basın açıklamasının tam metni:

İŞÇİLER ÖLÜYOR, SERMAYE BÜYÜYOR!

Arkadaşlar,

Dün acı bir haberle sarsıldık. Soma’da yüzlerce işçi kardeşimiz trafoda çıkan bir yangın sonrası madende mahsur kaldı, ard arda acı haberler gelmeye başladı. 200’den fazla işçinin hayatını kaybettiği bildiriliyor. Ölen işçilerimize Allahtan rahmet diliyor, geride kalan ana-babaların, eşlerin ve evlatların acılarını paylaşıyoruz.

Bakanlık, yapılan denetimde 2012’den bu yana ocakta yapılan denetimlerde mevzuata aykırı bir duruma rastlanmadığını söylüyor. Peki denetimler düzenli yapılıyorsa 15 yaşında ölen Kemal Yıldız madende ne arıyordu? Madeni işleten şirket maliyeti düşürmek için ithal panolar yerine neden kendi geliştirdiği elektrik panolarını kullanıyordu? Yangının sebebi bu panolar olabilir miydi? İşçilerin dışında daha az ücretle kayıtsız çalıştırılan insanların, çırak adı altında çocuk işçilerin varlığı ne anlama geliyordu? Bu soruların cevabını çok iyi biliyoruz. Bugün Soma’da iş cinayetine kurban giden arkadaşlarımızın ölümünden, bugüne kadar Soma kömür işletmesi ile ilgili uyarılara kulak tıkayan hükümet sorumludur.

Enerji Bakanı Taner Yıldız daha dokuz ay önce maden ocağını ziyaret etmiş ve kullanılan teknolojiyi, alınan güvenlik önlemlerini övmüştü. Biz mevzuatın nasıl bir katil olduğunu biliyoruz. Yapılan denetimlerin , iş güvenliğinin kağıt üzerinde kaldığını da.

Sadece 2013 yılının 11 ayında Türkiye’de 80 madenci önlenebilir iş kazaları sebebiyle yaşamını yitirdi. Türkiye ILO verilerine göre, Çin’i de geride bırakarak, dünyada madenci ölümlerinde ilk sırada yer alıyor.

Biz bu patlamaların, yangınların ve göçüklerin basit bir ihmal ya da kaza olmadığına inanıyoruz.

Ortada özel firmaların, yüksek kâr hırslarının yarattığı acımasız bir rekabete kurban giden emekçiler vardır, ortada kasıtlı cinayetler vardır.

Bütün sistemi kuşatan sözleşmeli ve taşeron iş koşulları, çalışanları güvencesiz ve denetimsiz ortamlarda çalışmaya mahkum ettikçe, işçi ölümlerinin de arttığını hatırlatmak istiyoruz.

Kardeşler,

Türkiye işçi ölümlerinde Avrupa’da ve Dünyada ilk sıralardaki yerini pekiştiriyor.

Kalkınma ve büyüme hülyaları önce yoksulların, emekçilerin canlarını alıyor.

Kapitalizmin kucağına atılmış halkımızın evlatları ekmek parasını kazanabilmek, ailelerinin geçimini sağlayabilmek için bu acımasız sistemin kurbanı oluyorlar.

Son 11 yılda 11 binden fazla iş cinayetinin olması, işçi ölümlerinin her geçen gün artması bir tesadüf müdür?

Şimdi herkese soralım: Soma’da toprak altında kalan yüzlerce işçinin katili kim?

Dostlar,

Düşük ücretlerle, normal çalışma saatlerinin çok üzerinde çalıştırılan işçiler vahşi kapitalistler tarafından açıkça ölümün kucağına atılmaktadırlar.

İş güvenlik tedbirlerinin hiç alınmadığı ya da yetersiz alındığı koşullarda emekçilerin sonu baştan belli olmaktadır: Ya ölüm ya da iş göremeyecek derecede yaralanmalar!

Bile bile yaşanan bu facialara cinayet dememek mümkün müdür?

İşçileri sadece maliyet tablosunda bir fazladan bir gider olarak gören kapitalistler, asgari ücretlerle, taşeron uygulamalarla köleleştirdikleri işçilerin acı sonlarını hazırlayarak suçlunun kendileri olduklarını açıkça ilan etmiyorlar mı?

Değerli halkımız,

Bu ülkede 6,5 milyon insan asgari ücretle sömürülüp eziliyor. Asgari ücreti bölüşerek geçinmeye çalışan insanların sayısı ise bu rakamın en az üç katı.

Asgari ücretliler kadar insanımız ise kayıt dışı çalışıyor, bir o kadarı ondan da düşük gelirlerle çalıştırılıyor.

Milyonlarca işsizin varlığı da emekçilerin üzerinde sürekli bir tehdit söylemi olarak kullanılıyor.

Bütün bu gerçekler bize tam bir sömürü ortamında yaşadığımızı göstermiyor mu?

Kıymetli dostlar,

Küçücük çocuklarımız yoksul ailelerine katkıda bulunmak için çıktıkları inşaat tepelerinden düşerek; ellerini, kollarını makinelere kaptırarak can veriyorlar!

Kadınlarımız, kızlarımız mevsimlik tarım işlerine giderken devrilen minibüslerin altında kalıyor; bedenleri evlerinden çok uzaklarda umutları gibi paramparça oluyor!

Maden ocakları, evlerine dönemeyen babaların mezarlarına dönüşüyor!

Gurbetçi işçiler zengin sınıflara rezidanslar, alışveriş merkezleri yaparken kış mevsiminin soğuğunu iliklerine kadar hissettikleri naylon çadırlarda ısınmaya çalışırken yanıp kül oluyorlar!

Günde 12-13 saat çalıştırılan onca insan her gün tedbirsizlikten, kâr hırslarından dolayı can veriyor.

Bunca ölümün, cinayetin bir katili yok mu şimdi? Yoksa sizce de mi bu yaşananlar sadece birer önemsiz kaza? Bunca cinayet için “Ne yapalım, bütün bunlar kaderdir!” diyebilir miyiz?

Kardeşler,

Bunca işçinin katilini, bunca sömürünün failini biliyoruz.

Katiller Allah’ın bütün kulları için var ettiği nimetlere el koyanlardır. İnsanların hakça bölüşüp adil paylaşımına engel olarak onları yoksulluğa mahkûm edip sömürenler; bunu devlet, siyaset ve toplum politikası yapanlardır!

Dostlar,

Mahallelerinde oyun oynamak yerine pres makinelerine hayatlarını kaptıran çocuk işçiler, maden ocaklarına gömülen işçiler, karın tokluğuna sömürülen genç kızlar, insanlık dışı koşullarda ekmek kavgası veren mevsimlik tarım işçileri her gün bu sömürü düzeninin iç burkan, çarpıcı fotoğraflarını sunuyorlar bizlere.

Adil ve özgür bir dünya kurmak bu fotoğrafları anlamaktan geçer.

Yoksulların, emekçilerin kanları, hayatları üzerine adil bir dünya kurulamaz! Bu şekilde ancak ifsat yaygınlaşabilir, yeryüzünde huzur ve barış kalmaz.

Arkadaşlar,

12 Eylül rejiminin baskı ve işkencelerle uyguladığı 24 Ocak kararları bugün AKP iktidarı tarafından derinleştirilerek sürdürülmektedir. Güvencesiz, taşeron çalıştırma otuz yıldan fazla bir süredir halkımıza dayatılıyor.

Sendikasız kalan emekçiler, sermaye sahiplerinin insafsızlığına terk edilmiş durumda. Bugün iktidar emekçiden, halktan yana değil açıkça patronlardan yana duruyor.

Arkadaşlar,

İş cinayetlerinin, sömürünün bu kadar artıp derinleştiği bir vasatta egemenlere, iktidara şunları söylüyoruz:

Kapitalizme teslim olmaktan vazgeçin; Rabbimizin paylaşımı, adaleti, dayanışmayı, bölüşmeyi öğütleyen çağrısına kulak verin!

Sorumluları yargılayın ama sorumluları hep başka yerde aramayın! Çılgınca bir yarış için destek verdiğiniz çevrelerin yaptığı sizin eserinizdir!

Kapitalist hırsların yaktığı insanların hesabını adaletten yana olan insanlar bu dünyada mutlaka soracaktır!

Allah’ın yargılaması ise şüphesiz ki daha çetindir!

EĞİTİM İLKE-SEN & TOKAD adına

Sedat ÖZER