“OHAL-KHK Düzeni: Zihniyet, Mağduriyetler, Karşı Koyuş Biçimleri” Paneli

1

EĞİTİM İLKE-SEN’de 4 Kasım Cumartesi, saat 19:00’da OHAL-KHK Düzeni: Zihniyet, Mağduriyetler, Karşı Koyuş Biçimleri başlıklı panel düzenlendi. Panel’de konuşmacılar;  kendileri de KHK Düzeninden nasibini almış kimseler olan; Ömer Bilal Karakaya, Halil Toprak ve Basri Özgür; moderatör ise Ahmet Örs idi. Konuşmacılar 15’er dakikalık ilk tur ve 5 dakikalık ikinci tur halinde konuşmalarını sürdürdükten sonra soru-cevap kısmına geçildi.

İşte panelden notlar:

Moderatör Ahmet Örs,  OHAL’in sadece Kürt meselesiyle, kamu çalışanlarıyla ya da herhangi bir kesimle ilgili olmadığını, bir iktidar biçimi olduğunu vurgulayarak söze başladı. Ve OHAL’i bu tip atıflarla kendiyle ilişkilendirmeme eğilimindeki hataya değindi. Sözü, zihniyet bağlamında Halil Toprak’a bıraktı.

Halil Toprak:

OHAL konsepti Roma Hukukuna dayanıyor. Roma da  ayaklanma benzeri durumlarda senato ilan ederdi. Sezar kadar diktatör ilan edildi, sonra kendisini ölene kadar diktatör ilan etti. Olağanüstü yetkileri ölene kadar kullanabildi.

Carl Schmitt ilk kez teorik değerlendirmeyi yaptı. Schmitt’in konsepti dost-düşman ikiliğine dayanıyor. Schmitt’e göre “öteki” hukuk dışı bırakılmalıdır. Senato ve hukuk ayak bağı olarak kavrıyor fakat “öteki” tamamen elimine edilmemeli; Schmitt’te Siyaset, bilhassa düşmanı belirlemek ve ona karşı adım atmaktır. Schmitt Hobbes’tan alıntılar: “Yasa egemenin ürünüdür.” OHAL’i egemenden bağımsız tanımlar ve egemen OHAL’de düzeni ve hukuku sağlama misyonu biçer.

Walter Benjamin, OHAL’i siyaset kurumunun bir zorunluluğu olarak tanımlar: “Ezilenlerin geleneği gösteriyor ki içinde yaşadığımız olağanüstü hal istisna değil kuraldır.” Benjamin, Ezilenlerin kendi OHAL’in icrasının faşizme karşı aktif bir adım için gerekli görür.

Giorgio Agamben; Birinci Dünya Savaşından sonra süreklileşen bir olağan üstü durumlar bütünü olduğunu söyler. OHAL’i  antikiteye dayandırarak; Antik Romalıların “Homo Sacer” kavramına atıfta bulunur. “Homo Sacer” herhangi bir kimse tarafından öldürülebilen fakat dini ritüellerde öldürülemeyen bir insandır. Böylece dini hukuktan dışlanır ve haklarına ayrıksı müdahalede bulunulur. Agamben’e göre hukuk dışı “çıplak” insandır.

4

Ömer Bilal Karakaya:

Bir anekdot aktardı; ihraçların başladığı ilk günlerde bir avukatın “Bundan sonra intiharlar olur.” dediğini ve bunun da özellikle dindar/muhafazakar kesimlerde olacağını söylediğini aktardı. Bunu da dindar/muhafazakâr kesimin ilk kez, fazlasıyla özdeşim kurdukları devlet tarafından koparılıp atılmasıyla temellendirdiğini söyledi.

Yaptıkları bir anket çalışması ve bazı sonuçlar:

Kişiler çalışmada 3’e ayrıldı.(Mağdur/Mağdur Yakını/Diğer) Ve çalışmada yönlendirici olmamak adına devletin kullandığı dil kullanıldı. (Misal FETÖ’cülerin terörist olduğunu düşünüyor musunuz?)

Çalışmada derlenen bazı savcı ithamları; Fethullahçı birinden araba almak finansman olarak sayılıyor.

Kişiler bu durumdan önce genelde “Devletini çok seven kimseler olarak tanımlıyor.” Sonrasında da devlete ve adalete güvenin yıkımı sıklıkla ikrar edilmiş.

Bazı kimseler devletin tehdidine anlam veremiyor. “Bana sahip çıkmayan halkımdan soğudum.” benzeri ikrarlar var.

Direnenlere sitemler var. Direnenler olmazsa OHAL olmayacağı sanısı hâkim.

Hukuki Mücadele dışında aktif bir mâli dayanışmanın da gündeme gelmesi gerektiğini söyledi. Bazı dayanışma örnekleri (Misal: KESK ya da 40 arkadaşın birleşip arkadaşlarına dükkân açması gibi) fakat kitleselleşen bir eğilime ihtiyaç var.

9

Basri Özgür:

90’larda çok faal olan İslami kesimden gençler iktidar olduktan sonra iktidara karşı eleştirel pozisyonu bıraktı.

OHAL’ le iktidar arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için Fethullahçılarla iktidar arasındaki ilişkiye değinmek gerek bugünlerde buna hiç değinilmiyor, oysa bu çok bilinen bir şey. 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Başkanı Reşat Petek misali.

2011’de Bekir Bozdağ Fethullah Gülen bu ülkenin değeridir diyor. Bu şahıs hala bakan, yanındaki pek çok kişi içerde. Bunlar gün gün yaşanmış şeyler fakat şimdi bilinçli olarak gündem dışı ediliyor.

Tayyip Erdoğan Fetullahçılarla mesafesi olmasına rağmen kandırılmadı. Burada mesele esasında adalete bağlılık; Fethullahçılarla ilişkisi de bu eksende değildi, bir çıkar ilişkisiydi.

Son tahlilde; iktidarı bırakmak istemiyor.

İlk turun sonunda moderatör Ahmet Örs sözü alarak; güvenlik temelli bir zihniyetin cürümlerini de güvenlik endişesiyle sunmasının “olağan” olduğunu söyleyerek ikinci tur konuşmaları için sözü Ömer Bilal Karakaya verdi.

7

Ömer Bilal Karakaya:

Müslüman bir kitle zulmü imtihan olarak görüyor.

Dindar olmayan bir genç, ihraç edilmiş öğretim üyesi ile anketlerini aktardı; “Eylem kültürünün olmadığını söylüyor. Bir gün Yüksel Caddesine gidiyor. Acun Karadağ, Semih Özakça ve Nuriye Gülmen ile tanışıyor. Onların “biz ve bizler” kelimelerini çok kullanması onu etkiliyor ve daha mücadeleci bir tutum alıyor.”

Nasıl mücadele etmeli? İnsanları çağırıp, zeminde örgütleyerek…

“Ezilenlerin yaptığı faaliyetler ya siyasaldır. Ya da yoktur.”

“Her Hicret bir inkılaptır.” Ali Şeriati

Basri Özgür: OHAL’e karşı direnişler sınırlı fakat anlamlı.

Mahalleler çok bölünmüş. Birbirini anlamayan sevmeyen mahalleler var. Birbirimizin hukukunu tanıyan bir toplum olamamışız. İktidar ve muhalefette bu durumdan nemalanıyor.

Toplumun bir örgütlülüğü yok. Çünkü bir iletişimiz yok; maruz kaldığımız iletişimin çoğu çöp, yalan. Mekâna/bağlama göre değişmeyecek bir iletişime ihtiyacımız var.

“Örgütlülük,  ortak çıkarlar üzerine ortak bir hedefe dair uzlaşım ve birlikte hareket” olarak tanımlandı.

Sosyalist Mahallenin, Müslüman Mahalleye göre bir avantajı iktidar ve egemenle yüzleşmeye daha alışıklar. Fakat İslam’ın da ilk ilkesi olan “La İlahe İllallah” tüm iktidarlarla yüzleşmeye çağırıyor.

8

Halil Toprak:

İktidarın ürettiği tedhiş formunun insanı nihilizme ve ümitsizliğe ittiğini fakat ümitsiz olacak bir durum olmadığını söyledi.

İktidar bizi fazla atomize bir halde fazla kendi kendimize bırakıyor. Bu da tedhişatın bir parçası.

“Aydınlatılmış yanlış bilinç” kavramına dikkat çekerek bir “bilinçlilik” halinin nasıl metalaştığını ve direnişlerin istisnalara sıkıştığını aktardı.

Direnişler istinai olsalar bile kurucu/inşa iradelerin “istisnalarda” saklı olduğunu vurguladı.

Son söz olarak moderatör Ahmet Örs; en temel masumiyet karinesinin rahatlıkla çiğnendiği bir vasatta insanın şeref ve haysiyetiyle yaşayamayacağını vurguladıktan soru cevap kısmına geçildi.

Haber: Murat Şahinoğlu

3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir